|
Bu bina yapıldığından beri Antalya’daki bir çok
insan artık burada bir kilise olduğunu öğrendi
gerek bu öğrendikleri yerlerden gerek, şurada
burada bazı kişilerden duyuyorlar gerekse
buradan kapıdan geçerken bakıyorlar dışarıda ki
kilise levhasını görüyorlar ve merak edip bakmak
istiyorlar Ben veya başka bir arkadaşım onlarla
ilgilenerek burayı gezdiriyoruz. Ve gezdirdikten
sonra adamlar şaşırıyorlar.Ya böyle kilisemi
olur diye çünkü kiliseye benzer bir tarafı yok
sağda solda birkaç tane resim, basit bir bina ve
bir tane haç o kadar. Oysa ki onlar gelmeden
önce çok farklı bir şey düşünmüşlerdi. Aynı
İtalya’da ki gibi büyük binalar, katedraller,
mermer sütunlu yerler göreceklerini umuyorlardı
ama sadece basit bir bina nerede mumluklar,
sunak yerleri, gizli bölmeler? Nerede o
ikonalar, heykeller ve resimler hiç biri yok ya
böyle kilisemi olur? diye soruyorlar. Çünkü
onların kafasında böyle bir kilise var ama
gerçek kilise bu değildir.
Matta 16:18’de Rab diyor ki
“Kilisemi Ben kuracağım
ve ölüler diyarının kapısı ona karşı
direnemeyecek.” Yani hiç bir güç onu
yıkamayacak yok edemeyecek diyor. Ama bir çok
kilise binalarının yıkıldığını yok olduğunu
görüyoruz. Bir örneği de hemen yanı başımızda
yakında yıkılmak üzere. Peki ne oldu İsa’nın
sözlerine, İsa kilisesini koruyamadı mı? Sözünü
tutamadı mı? Elbette tuttu ve tutmaya da devam
edecek. Çünkü İsa’nın bahsettiği kilise
böylesine bir gün yok olup gidecek taş binalar
değildir. Çünkü Tanrı taş binada oturmaz ki
bunun farkına varan Süleyman çok güzel ve
görkemli bir tapınak yaptırmasına rağmen yinede
Tanrı’ya bakın ne diyor [2.Tarihler 6:18]
“Tanrı gerçekten
yeryüzünde insanlar arasında yaşar mı?Sen
göklere, göklerin göklerine bile sığmazsın.Benim
yaptığım bu tapınak ne ki!” Madem ki
kilise taş binalar değil, madem ki İsa böyle bir
kilise kastetmedi o halde İsa’nın kastettiği
gerçek kilise, yıkılmayacak olan kilise
hangisidir nedir?
Hepimizin de bildiği gibi İncil ilk olarak
Grekçe olarak yazılmıştır ve Grekçe İncil’e
baktığımızda orada kilise için kullanılan kelime
“Ekklesia” dır. Ekklesia özel bir iş veya
amaç için toplumun dışına çağrılmış olan
topluluk anlamına gelir.Evet kilise işte
budur.Kilise özel bir amaç için çağrılmış
inanlılar topluluğudur.Biz bir inanlılar
topluluğuyuz sen ve ben yani bu topluluk gerçek
bir kilisedir bu bina değil biz topluluk olarak
gerçek bir kiliseyiz ve özel bir amaç için
çağrıldık.
Kutsal Kitaba baktığımızda Tanrı Kilisesini yani
bizi bir çok şeye benzetiyor.Kilise bir sürüdür,
kilise bir asmadır, kilise Tanrı’nın öz
halkıdır, Kilise Tanrı’nın konutudur, Kilise
Tanrı’nın bir işaretidir, Kilise Tanrı’nın
gelinidir, Kilise Tanrı’nın bedenidir.Bir teolog
İncil’de kiliseyle ilgili 200’den fazla tanım
olduğunu söylüyor.Bunların hepsini burada
saymayacağım ama birkaç tanesini inceleyeceğiz
bugün bunlara bakmadan önce bir insan...
Kiliseye katılmak için ne yapmalı?
Kiliseye katılmak herhangi bir spor kulübüne
veya derneğe üye olmak gibi değildir.Tanrı’nın
kilisesinin bir parçası olmak için ne
yapmalısınız? İlk olarak Kutsal Kitap tövbe
edilmesi gerektiğini söyler çünkü bütün insanlar
günahlıdır ve işledikleri günahları yüzündende
Tanrı’ya karşı yabancı ve düşmandırlar. İşte bu
yüzden ilk olarak kişi Kutsal olan Tanrı önünde
ne kadar günahlı olduğunun farkına varmalı ve bu
günahları karşısında ne kadar çaresiz olduğunu
görmeli kendi kendini kurtaramayacağını ve bir
kurtarıcıya ihtiyacı olduğunu görmeli ve
Tanrı’nın sağladığı kurtuluşu kabul etmelidir.
İşte sen tövbe edip iman ettiğin zaman
Tanrı’nın ailesine katılmış oluyorsun. Artık
sende Mesih’in bedeni, O’nun öz halkı, O’nun
gelini ve O’nun işareti olan inanlılar
topluluğunun yani kilisenin önemli bir parçası
oluyorsun. Bu çok önemli bir şeydir.Şimdi gerçek
kilisenin Mesih ile ilişkisini anlatan bu
benzetmeleri biraz yoklayalım ilk olarak biz.
TANRI’NIN ÖZ HALKIYIZ
Eski antlaşma dönemine baktığımız zaman Tanrı
kendisini uluslara tanıtmak ve açıklamak için
İsrail oğullarını kullandı ve daima onlarla
birlikte oldu, her zaman onların arasında idi.
Hatta İsrailoğulları Mısır’dan kölelikten
kurtulurken Tanrı onlara daima yardım etti hiç
bilmedikleri çöl hayatında daima onlara gündüz
bir bulut olarak, gece bir ateş direği olarak
yol gösterdi. Ama İsrailoğulları daima Tanrı’ya
karşı geldiler ona isyan ettiler ve Tanrı’yı
gerektiği gibi temsil edip uluslara
tanıtamadılar.Ama yinede Tanrı onlara karşı hep
sabretti ama İsrailoğulları Tanrı’nın gönderdiği
kurtarıcıyı yani İsa’yı da reddettikleri zaman
Tanrı halkı konumundan düştüler ve Tanrı artık
kendisini uluslar aracılığıyla tanıtmaya başladı
ve Gönderdiği kurtarıcıya iman eden bizlere
Tanrı halkı olma ayrıcalığı verdi. Bu yüzden
bizler kilise olarak garip veya yabancı değil
Tanrı’nın öz halkıyız bakın Petrus mektubu bunu
açık bir şekilde söylüyor. 1.Petrus 2:9-10
İsrailoğulları'nın imansızlığı ve
itaatsizliği sonucu kaybettikleri yeri Mesih
inanlıları topluluğu doldurmaktadır. İmanlılar
bugün seçilmiş bir soydur hem de dünyanın
kuruluşundan önce Mesih’e ait olmak üzere Tanrı
tarafından seçilmişlerdir. Mesih inanlıları
hepsi aynı atadan gelen veya kendine özgü
fiziksel özellikleri olan dünyasal bir soy değil
tersine ruhsal olarak birbirlerine tıpatıp
benzeyen ve aynı kaynaktan doğan göksel bir
halktır. Ve bu halk sadece bir ulustan, bir
ırktan veya bir soydan oluşan halk değildir
aralarında her çeşitten Mesih’e iman etmiş
insanlar vardır. Çünkü Rab insanlar arasında
ayrım yapmaz sadece Amerikalılar değil, sadece
İngilizler değil, sadece Türklerde değil İsa
Mesih’e iman eden herkes Tanrı’nın halkı oluyor.
Bazen Tanrı’nın işlerini anlamak o kadar zor ki
kiliseye baktığım zaman hayret ediyorum. Çünkü
Tanrı o kadar farklı kişileri bir araya
getiriyor ve onları halkı yapıyor ki anlatmak
mümkün değil. Tanrı’nın işi olduğu açık bir
şekilde ortada. Eğer Tanrı’nın işi olmasaydı
birbirine zıt görüşte olan insanlar bir araya
gelebilirlerdi ki. [komünist, faşist ve
oportünist}
İSA MESİH’İN BEDENİYİZ
1.Korintliler 12:12-27 İsa Mesih
Tanrı’nın beden almış sözüdür. Görünmeyen Tanrı
kendisini insanlara açıklamak için onlara
ilgisini ve sevgisini göstermek için ne yapıyor
bir insan bedeni alarak aramıza geliyor. Tanrı
bu nedenle insan bedeni aldı İsa insan bedeninde
Baba’nın isteklerine kusursuzca uydu ve bizim
kurtuluşumuzu da sağladıktan sonra göklere çıktı
ve Tahta bir Kral olarak oturuyor. Ama
yeryüzünde Tanrı hala çalışmakta. Fakat Tanrı
yeryüzünde başlattığı işi artık göklerde
yüceltilmiş olan İsa’nın fiziksel bedeniyle
sürdürmüyor. Bu işi şimdi Kutsal Ruh
aracılığıyla İsa Mesih’in yaşamını almış olan
kendi halkıyla devam ettiriyor. Tanrı artık
imanlılar topluluğu aracılığıyla yeryüzünde
çalışıyor. Tanrı istediklerini bizim
aracılığımızla yapmak istiyor. Sevgisini,
gücünü, lütfunu yani kendi karakterlerini bizim
vasıtamızla göstermek istiyor. Böylece biz İsa
Mesih’in ruhsal olarak bedeniyiz. İsa Mesih
dünyada fiziksel vücuduyla yürüdüğünde Tanrı’nın
istediğini nasıl yerine getirdiyse şimdi de
bunun devamını bizler aracılığıyla yerine
getirmektedir. Düşünebiliyor musunuz bu bizim
için ne kadar büyük bir ayrıcalık ve
sorumluluktur.
Biz Mesih imanlıları olarak tüm dünya çapında
bir beden gibiyiz ve İsa Mesih’te bizim
başımızdır. Kutsal Kitap imanlılar topluluğunun
amacını açıklamak ve ne olduğunu göstermek için
gerçekten çok iyi bir benzetme kullanıyor.
Düşünsenize imanlılar topluluğunu insan
vücudundan başka daha iyi simgeleyecek bir şey
var mı? İnsan vücudu birçok üyeden oluşmaktadır
her üyenin özel bir yeri ve görevi tüm üyelerin
ise eşit bir değeri vardır. Biz bir yığın
kıymaya veya bifteğe değil canlı iş gören bir
bedene benziyoruz.
Pavlus beden benzetmesini Korint'teki imanlılara
yazdığı mektupta kullanıyor. Mektuba baktığımız
zaman bunun nedeni hemen anlaşılıyor. Orası
bölünmelerle dolu bir topluluktu. Pavlus onları
bir olmaya çağırıyor. Beden birdir, hepimiz o
bedenin üyeleriyiz. Ruh’ta ki birliğimizi
sürdürmek bizim sorumluluğumuzdur. Çünkü Tanrı
bunu yapmamızı istiyor.
Unutmamalıyız ki vücudun üyeleri Tanrı
tarafından seçilmiştir, biz seçmedik. Bize kalsa
topluluğumuza hemfikir olduğumuz, yakın
hissettiğimiz, belki eli yüzü daha güzel,
bakımlı insanları toplum tarafından saygın
görülen insanları seçerdik. Ancak Tanrı bizleri
hoş olduğumuz için seçmedi, iyi olduğumuz içinde
seçmedi, çünkü iyi değildik. İsa’nın seçtiği on
iki elçiyi düşünün hiçte öyle ideal bir grup
değildi. İnkarcı Petrus, yalancı Yahuda, şüpheci
Tomas ve diğerleri ama Tanrı yani İsa hepsini
sevdi, hoş karşıladı ve kabullendi. Aynı şekilde
bizi de kabullendi bizimde Yahuda’dan veya
Petrus’tan bir farkımız yoktu. Ama Tanrı tüm
pürüzlerimize rağmen bizi kabul ediyor. Eğer
Tanrı bütün kusurlarımıza rağmen bizi kabul
etmiş ise bizde birbirimizi kabullenmeliyiz.
Unutmayalım ki hepimiz Tanrı’nın lütfuyla
kurtulmuş günahkarlarız. Hiç kimseyi
dışlayamayız ve hiç kimsede bizi dışlayamaz
bazen kendimizi topluluktan soyutluyoruz kendi
kafamıza göre hareket etmek istiyoruz, onların
bana ihtiyacı yok veya benim onlara ihtiyacım
yok diyoruz ama bu doğru değil. Biz birbirimize
ait iz ve birbirimize gereksinimiz vardır. Zaten
Tanrı bu yüzden beden benzetmesini kullanıyor.
Düşünebiliyor musunuz bağımsız hareket eden bir
göz veya kulak bunlar birbirlerine sana
ihtiyacım yok diyebilir mi? Mümkün değil, dese
bile bu onları bedenden ayırmaz. Vücuttan
ayrılmış bir kolu düşünebiliyor musunuz? Etkili
olamayacağı gibi de çabucak ölür ya da bir göz
veya bir kulak. Bunlar çok güzel yaratılmış
mükemmel organlardır. Ancak vücuda bağlı
kalmadıkça hiçbir işe yaramazlar. Onlara yön
vermek için bir başa, bir bedene ihtiyaçları
vardır. Gördükleri veya duydukları şeylere göre
hareket edecek ellere ve ayaklara ihtiyaçları
vardır.
Birbirimiz üzerinde büyük etkimiz vardır. Eğer
bir üye Rab’den uzaklaşırsa bu durum hepimizi
olumsuz olarak etkiliyor yada birimiz
bereketlenirse hepimiz onunla seviniyoruz.
Vücudun hastalanması için ille de kalp krizi
geçirmek gerekmez. Dişte küçücük bir ağrı veya
çürük tüm vücudu etkiliyor. Buna benzer şekilde
bizim topluluktaki hareket ve tavırlarımızın
tümü kardeşlerimizi iyi veya kötü şekilde
etkileyecektir.Daima birbirimizi teşvik
etmeliyiz teşvikimizi kırmamalıyız, Hasta
kardeşleri ziyaret etmeliyiz, eğer bir kırgınlık
durumu varsa bir kardeşle bunu düzeltmeliyiz
kendimizi topluluktan uzaklaştırmamalıyız.
Birbirimizi Pavlus’unda dediği gibi nasıl iyi
işlerle gayrete getirebiliriz diye düşünmeliyiz.
Birbirimize destek olmalıyız.
TANRI’NIN GELİNİYİZ
Kutsal Kitabın bir çok yerinde Tanrı kendini bir
koca yada güveye benzetmektedir.Kendi halkına da
gelinim diyor.Örneğin Yeşaya 62:5’te
“Güvey gelinle nasıl
evlenirse Tanrı’nda seninle öyle sevinecek.”
diyor ve Hoşeya 2:16-20 Yeni
atlaşmaya da baktığımızda Pavlus Korintlilere
yazdığı mektupta inanlılar topluluğunu İsa
Mesih’e nişanladığını söylüyor. Evet belki size
biraz garip gelebilir ama bunlar Tanrı’nın
sözleri Tanrı kendi halkına karşı derin bir
sevgi besliyor. Tanrı halkıyla öylesine yakın
bir ilişkide ki kendisini bize vermek istiyor ve
bizden de kendisine bağlanmamızı arzuluyor.Bir
ilişkide önemli olan şey sadakattir ve bizim
Tanrı’yla olan ilişkimizde böyle olmalıdır.
Çünkü Tanrı’nın kendisi sadık bir eş olarak bizi
daima gözetiyor, kolluyor ve bakıyor.Peki biz
Tanrı’nın gelini olarak Tanrı’ya sadık kalıyor
muyuz gerçekten O’na sadık mıyız?
Bizimde Tanrı’nın gelini olarak üzerimize düşen
sorumluluklarımız vardır.En başta kendimizi
Kuzu’nun yani Tanrı’nın düğününe
hazırlamalıyız.Çünkü bizi dört gözle bekleyen
bir güvey vardır.Düğünlerde hiç dikkat ettiniz
mi gelin nikah günü gelince en güzel durumda
görünmek ister Gelinliğinin üzerinde herhangi
bir leke yada buruşukluk olsun istemez hatta
nikah gününden aylar önce düğün hazırlıklarına
başlar Gelinliğini hazırlar, saçlarını yaptırır,
makyaj yapar ve mümkün olduğu kadar güzel olmak
ister.Bizlerde damadımız olan İsa Mesih’e
temelli olarak bağlanacağımız O günün
yaklaştığını biliyoruz hepimiz o görkemli güne
hazırlanıyoruz Bu yüzden güzelliğimizi
arttırmaya gayret etmeliyiz Gelinliğimiz temiz
ve kutsal olmalı vahiy bölümüne baktığımızda
geline giymesi için keten bir giysi verileceğini
görüyoruz bu giysi bizim işlerimizi ve
yaptıklarımızı simgeliyor.Peki bizler Tanrı’nın
gelini olarak iyi işler yaparak daha da
güzelleşiyor muyuz?
İsa Mesih bize gelecek olan düğünle ilgili
harika vaatler vermekle kalmıyor bunların
güvencesi olan Kutsal Ruh’unu da veriyor. Kutsal
Ruh bir nevi nişan yüzüğü gibi yüzük geline
kesin olarak bağlanma kararını belirtmek için
Güveyin sunduğu elde tutulur bir garantidir.
Yüzük vermekle Güvey evlilik bağı içinde tam
olarak birleşecekleri güne dek nişanlandığı kıza
bağlı kalacağına söz vermektedir. Kutsal Ruh
Mesih’in bize verdiği nişan yüzüğüdür İsa Mesih
kendisini bize kesin olarak bağlamıştır. Bizde
kesin olarak kendimizi ona bağlamalıyız. Bu
nişanlılık dönemini mümkün oldukça Rab’le dolu
dolu geçirmeliyiz. Henüz böyle bir tecrübe
yaşamadım ama etrafımdaki nişanlılara baktığım
zaman görüyorum ki onlar birbirleriyle vakit
geçirmek, görüşmek ve bir çok şeyi paylaşmak
için hep fırsat kolluyorlar. Peki biz kilise
olarak Rabbin gelini olarak bu fırsatları
kolluyor muyuz? Rab ile sık sık zaman geçiriyor
muyuz? Hamdolsun ki ben kilisemizde bunu
görüyorum. O yüzden bir çoban olarak çok
seviniyorum. Bakıyorum ki kardeşler toplantılara
sadık bir şekilde katılıyorlar gerek Perşembe,
gerek Cuma, gerek Cumartesi, gerekse Pazar
toplantılarında hep buradalar. Bu da yetmiyor
bir de ev toplantıları yaparak hafta içi bir
araya geliyoruz. Daha geçen gün Erkan kardeşin
önderliğini yaptığı ev gurubuna katıldım. Sağ
olsun Emel hanım evini açtı. O kadar bereketli
bir zaman geçti ki, çok bereket aldım. İşte bu
birlikteliklerimiz Rab ile geçirdiğimiz bir
nişanlılık dönemi gibidir bu birliktelikler
aracılığıyla Rab ile olan ilişkimiz daha da
gelişiyor ve kuvvetleniyor o halde daha çok bir
araya gelmeliyiz. Pavlus’un İbranilere de
söylediği gibi Pavlus diyor ki : İbraniler
10:23-25
Kilise bir güzellik salonu gibidir bir kişi
Rabbe geldiğinde Rab kiliseyi de kullanarak o
kişiyi öylesine değiştiriyor ve güzelleştiriyor
ki! Benim gibi. Ben Rabbe gelmeden önce bu kadar
güzel değildim ama Rabbe geldikten sonra Rab
kiliseyi de kullanarak beni öylesine değiştirip
güzelleştirdi ki, hani bazen diyorum ya
kilisenin en yakışıklı erkeğiyim diye işte bunun
sırrı bu. Yani Rab, O beni çok değiştirdi ve
değiştirmeye de devam ediyor. Tabi ki içsel
olarak, içimdeki kötü olan çirkin olan her şeyi
benden alıyor ve her geçen gün daha da
güzelleştiriyor. Bunu yaparken sizi de çok
kullanıyor. O halde daha güzel olmak için daha
çok güzellik salonuna gidelim.
Ramazan ARKAN
Antalya İncil Kilisesi Pastörü |