AnaSayfa  |  Aktiviteler  |  Linkler  |  Tanıklıklar  |  İletişim  |  S.S.S.
     
     
Menü
Ana Sayfa
Kuruluş & Tarihçe
İnanç Bildirgemiz
İbadet Saatleri
Vaazlar & Makaleler
Resimler
Kitaplık
Download
 
Haberler - Duyurular
 
 
 
 
 Kilise Nedir?

Bu bina yapıldığından beri Antalya’daki bir çok insan artık burada bir kilise olduğunu öğrendi gerek bu öğrendikleri yerlerden gerek, şurada burada bazı kişilerden duyuyorlar gerekse buradan kapıdan geçerken bakıyorlar dışarıda ki kilise levhasını görüyorlar ve merak edip bakmak istiyorlar Ben veya başka bir arkadaşım onlarla ilgilenerek burayı gezdiriyoruz. Ve gezdirdikten sonra adamlar şaşırıyorlar.Ya böyle kilisemi olur diye çünkü kiliseye benzer bir tarafı yok sağda solda birkaç tane resim, basit bir bina ve bir tane haç o kadar. Oysa ki onlar gelmeden önce çok farklı bir şey düşünmüşlerdi. Aynı İtalya’da ki gibi büyük binalar, katedraller, mermer sütunlu yerler göreceklerini umuyorlardı ama sadece basit bir bina nerede mumluklar, sunak yerleri, gizli bölmeler? Nerede o ikonalar, heykeller ve resimler hiç biri yok ya böyle kilisemi olur? diye soruyorlar. Çünkü onların kafasında böyle bir kilise var ama gerçek kilise bu değildir.

Matta 16:18’de Rab diyor ki “Kilisemi Ben kuracağım ve ölüler diyarının kapısı ona karşı direnemeyecek.” Yani hiç bir güç onu yıkamayacak yok edemeyecek diyor. Ama bir çok kilise binalarının yıkıldığını yok olduğunu görüyoruz. Bir örneği de hemen yanı başımızda yakında yıkılmak üzere. Peki ne oldu İsa’nın sözlerine, İsa kilisesini koruyamadı mı? Sözünü tutamadı mı? Elbette tuttu ve tutmaya da devam edecek. Çünkü İsa’nın bahsettiği kilise böylesine bir gün yok olup gidecek taş binalar değildir. Çünkü Tanrı taş binada oturmaz ki bunun farkına varan Süleyman çok güzel ve görkemli bir tapınak yaptırmasına rağmen yinede Tanrı’ya bakın ne diyor [2.Tarihler 6:18] “Tanrı gerçekten yeryüzünde insanlar arasında yaşar mı?Sen göklere, göklerin göklerine bile sığmazsın.Benim yaptığım bu tapınak ne ki!” Madem ki kilise taş binalar değil, madem ki İsa böyle bir kilise kastetmedi o halde İsa’nın kastettiği gerçek kilise, yıkılmayacak olan kilise hangisidir nedir?

Hepimizin de bildiği gibi İncil ilk olarak Grekçe olarak yazılmıştır ve Grekçe İncil’e baktığımızda orada kilise için kullanılan kelime “Ekklesia” dır. Ekklesia özel bir iş veya amaç için toplumun dışına çağrılmış olan topluluk anlamına gelir.Evet kilise işte budur.Kilise özel bir amaç için çağrılmış inanlılar topluluğudur.Biz bir inanlılar topluluğuyuz sen ve ben yani bu topluluk gerçek bir kilisedir bu bina değil biz topluluk olarak gerçek bir kiliseyiz ve özel bir amaç için çağrıldık.

Kutsal Kitaba baktığımızda Tanrı Kilisesini yani bizi bir çok şeye benzetiyor.Kilise bir sürüdür, kilise bir asmadır, kilise Tanrı’nın öz halkıdır, Kilise Tanrı’nın konutudur, Kilise Tanrı’nın bir işaretidir, Kilise Tanrı’nın gelinidir, Kilise Tanrı’nın bedenidir.Bir teolog İncil’de kiliseyle ilgili 200’den fazla tanım olduğunu söylüyor.Bunların hepsini burada saymayacağım ama birkaç tanesini inceleyeceğiz bugün bunlara bakmadan önce bir insan...

Kiliseye katılmak için ne yapmalı?

Kiliseye katılmak herhangi bir spor kulübüne veya derneğe üye olmak gibi değildir.Tanrı’nın kilisesinin bir parçası olmak için ne yapmalısınız? İlk olarak Kutsal Kitap tövbe edilmesi gerektiğini söyler çünkü bütün insanlar günahlıdır ve işledikleri günahları yüzündende Tanrı’ya karşı yabancı ve düşmandırlar. İşte bu yüzden ilk olarak kişi Kutsal olan Tanrı önünde ne kadar günahlı olduğunun farkına varmalı ve bu günahları karşısında ne kadar çaresiz olduğunu görmeli kendi kendini kurtaramayacağını ve bir kurtarıcıya ihtiyacı olduğunu görmeli ve Tanrı’nın sağladığı kurtuluşu kabul etmelidir.

İşte sen tövbe edip iman ettiğin zaman Tanrı’nın ailesine katılmış oluyorsun. Artık sende Mesih’in bedeni, O’nun öz halkı, O’nun gelini ve O’nun işareti olan inanlılar topluluğunun yani kilisenin önemli bir parçası oluyorsun. Bu çok önemli bir şeydir.Şimdi gerçek kilisenin Mesih ile ilişkisini anlatan bu benzetmeleri biraz yoklayalım ilk olarak biz.

TANRI’NIN ÖZ HALKIYIZ

Eski antlaşma dönemine baktığımız zaman Tanrı kendisini uluslara tanıtmak ve açıklamak için İsrail oğullarını kullandı ve daima onlarla birlikte oldu, her zaman onların arasında idi. Hatta İsrailoğulları Mısır’dan kölelikten kurtulurken Tanrı onlara daima yardım etti hiç bilmedikleri çöl hayatında daima onlara gündüz bir bulut olarak, gece bir ateş direği olarak yol gösterdi. Ama İsrailoğulları daima Tanrı’ya karşı geldiler ona isyan ettiler ve Tanrı’yı gerektiği gibi temsil edip uluslara tanıtamadılar.Ama yinede Tanrı onlara karşı hep sabretti ama İsrailoğulları Tanrı’nın gönderdiği kurtarıcıyı yani İsa’yı da reddettikleri zaman Tanrı halkı konumundan düştüler ve Tanrı artık kendisini uluslar aracılığıyla tanıtmaya başladı ve Gönderdiği kurtarıcıya iman eden bizlere Tanrı halkı olma ayrıcalığı verdi. Bu yüzden bizler kilise olarak garip veya yabancı değil Tanrı’nın öz halkıyız bakın Petrus mektubu bunu açık bir şekilde söylüyor. 1.Petrus 2:9-10 İsrailoğulları'nın imansızlığı ve itaatsizliği sonucu kaybettikleri yeri Mesih inanlıları topluluğu doldurmaktadır. İmanlılar bugün seçilmiş bir soydur hem de dünyanın kuruluşundan önce Mesih’e ait olmak üzere Tanrı tarafından seçilmişlerdir. Mesih inanlıları hepsi aynı atadan gelen veya kendine özgü fiziksel özellikleri olan dünyasal bir soy değil tersine ruhsal olarak birbirlerine tıpatıp benzeyen ve aynı kaynaktan doğan göksel bir halktır. Ve bu halk sadece bir ulustan, bir ırktan veya bir soydan oluşan halk değildir aralarında her çeşitten Mesih’e iman etmiş insanlar vardır. Çünkü Rab insanlar arasında ayrım yapmaz sadece Amerikalılar değil, sadece İngilizler değil, sadece Türklerde değil İsa Mesih’e iman eden herkes Tanrı’nın halkı oluyor. Bazen Tanrı’nın işlerini anlamak o kadar zor ki kiliseye baktığım zaman hayret ediyorum. Çünkü Tanrı o kadar farklı kişileri bir araya getiriyor ve onları halkı yapıyor ki anlatmak mümkün değil. Tanrı’nın işi olduğu açık bir şekilde ortada. Eğer Tanrı’nın işi olmasaydı birbirine zıt görüşte olan insanlar bir araya gelebilirlerdi ki. [komünist, faşist ve oportünist}

İSA MESİH’İN BEDENİYİZ

1.Korintliler 12:12-27 İsa Mesih Tanrı’nın beden almış sözüdür. Görünmeyen Tanrı kendisini insanlara açıklamak için onlara ilgisini ve sevgisini göstermek için ne yapıyor bir insan bedeni alarak aramıza geliyor. Tanrı bu nedenle insan bedeni aldı İsa insan bedeninde Baba’nın isteklerine kusursuzca uydu ve bizim kurtuluşumuzu da sağladıktan sonra göklere çıktı ve Tahta bir Kral olarak oturuyor. Ama yeryüzünde Tanrı hala çalışmakta. Fakat Tanrı yeryüzünde başlattığı işi artık göklerde yüceltilmiş olan İsa’nın fiziksel bedeniyle sürdürmüyor. Bu işi şimdi Kutsal Ruh aracılığıyla İsa Mesih’in yaşamını almış olan kendi halkıyla devam ettiriyor. Tanrı artık imanlılar topluluğu aracılığıyla yeryüzünde çalışıyor. Tanrı istediklerini bizim aracılığımızla yapmak istiyor. Sevgisini, gücünü, lütfunu yani kendi karakterlerini bizim vasıtamızla göstermek istiyor. Böylece biz İsa Mesih’in ruhsal olarak bedeniyiz. İsa Mesih dünyada fiziksel vücuduyla yürüdüğünde Tanrı’nın istediğini nasıl yerine getirdiyse şimdi de bunun devamını bizler aracılığıyla yerine getirmektedir. Düşünebiliyor musunuz bu bizim için ne kadar büyük bir ayrıcalık ve sorumluluktur.

Biz Mesih imanlıları olarak tüm dünya çapında bir beden gibiyiz ve İsa Mesih’te bizim başımızdır. Kutsal Kitap imanlılar topluluğunun amacını açıklamak ve ne olduğunu göstermek için gerçekten çok iyi bir benzetme kullanıyor. Düşünsenize imanlılar topluluğunu insan vücudundan başka daha iyi simgeleyecek bir şey var mı? İnsan vücudu birçok üyeden oluşmaktadır her üyenin özel bir yeri ve görevi tüm üyelerin ise eşit bir değeri vardır. Biz bir yığın kıymaya veya bifteğe değil canlı iş gören bir bedene benziyoruz.

Pavlus beden benzetmesini Korint'teki imanlılara yazdığı mektupta kullanıyor. Mektuba baktığımız zaman bunun nedeni hemen anlaşılıyor. Orası bölünmelerle dolu bir topluluktu. Pavlus onları bir olmaya çağırıyor. Beden birdir, hepimiz o bedenin üyeleriyiz. Ruh’ta ki birliğimizi sürdürmek bizim sorumluluğumuzdur. Çünkü Tanrı bunu yapmamızı istiyor.

Unutmamalıyız ki vücudun üyeleri Tanrı tarafından seçilmiştir, biz seçmedik. Bize kalsa topluluğumuza hemfikir olduğumuz, yakın hissettiğimiz, belki eli yüzü daha güzel, bakımlı insanları toplum tarafından saygın görülen insanları seçerdik. Ancak Tanrı bizleri hoş olduğumuz için seçmedi, iyi olduğumuz içinde seçmedi, çünkü iyi değildik. İsa’nın seçtiği on iki elçiyi düşünün hiçte öyle ideal bir grup değildi. İnkarcı Petrus, yalancı Yahuda, şüpheci Tomas ve diğerleri ama Tanrı yani İsa hepsini sevdi, hoş karşıladı ve kabullendi. Aynı şekilde bizi de kabullendi bizimde Yahuda’dan veya Petrus’tan bir farkımız yoktu. Ama Tanrı tüm pürüzlerimize rağmen bizi kabul ediyor. Eğer Tanrı bütün kusurlarımıza rağmen bizi kabul etmiş ise bizde birbirimizi kabullenmeliyiz. Unutmayalım ki hepimiz Tanrı’nın lütfuyla kurtulmuş günahkarlarız. Hiç kimseyi dışlayamayız ve hiç kimsede bizi dışlayamaz bazen kendimizi topluluktan soyutluyoruz kendi kafamıza göre hareket etmek istiyoruz, onların bana ihtiyacı yok veya benim onlara ihtiyacım yok diyoruz ama bu doğru değil. Biz birbirimize ait iz ve birbirimize gereksinimiz vardır. Zaten Tanrı bu yüzden beden benzetmesini kullanıyor. Düşünebiliyor musunuz bağımsız hareket eden bir göz veya kulak bunlar birbirlerine sana ihtiyacım yok diyebilir mi? Mümkün değil, dese bile bu onları bedenden ayırmaz. Vücuttan ayrılmış bir kolu düşünebiliyor musunuz? Etkili olamayacağı gibi de çabucak ölür ya da bir göz veya bir kulak. Bunlar çok güzel yaratılmış mükemmel organlardır. Ancak vücuda bağlı kalmadıkça hiçbir işe yaramazlar. Onlara yön vermek için bir başa, bir bedene ihtiyaçları vardır. Gördükleri veya duydukları şeylere göre hareket edecek ellere ve ayaklara ihtiyaçları vardır.

Birbirimiz üzerinde büyük etkimiz vardır. Eğer bir üye Rab’den uzaklaşırsa bu durum hepimizi olumsuz olarak etkiliyor yada birimiz bereketlenirse hepimiz onunla seviniyoruz. Vücudun hastalanması için ille de kalp krizi geçirmek gerekmez. Dişte küçücük bir ağrı veya çürük tüm vücudu etkiliyor. Buna benzer şekilde bizim topluluktaki hareket ve tavırlarımızın tümü kardeşlerimizi iyi veya kötü şekilde etkileyecektir.Daima birbirimizi teşvik etmeliyiz teşvikimizi kırmamalıyız, Hasta kardeşleri ziyaret etmeliyiz, eğer bir kırgınlık durumu varsa bir kardeşle bunu düzeltmeliyiz kendimizi topluluktan uzaklaştırmamalıyız.

Birbirimizi Pavlus’unda dediği gibi nasıl iyi işlerle gayrete getirebiliriz diye düşünmeliyiz. Birbirimize destek olmalıyız.

TANRI’NIN GELİNİYİZ

Kutsal Kitabın bir çok yerinde Tanrı kendini bir koca yada güveye benzetmektedir.Kendi halkına da gelinim diyor.Örneğin Yeşaya 62:5’te “Güvey gelinle nasıl evlenirse Tanrı’nda seninle öyle sevinecek.” diyor ve Hoşeya 2:16-20 Yeni atlaşmaya da baktığımızda Pavlus Korintlilere yazdığı mektupta inanlılar topluluğunu İsa Mesih’e nişanladığını söylüyor. Evet belki size biraz garip gelebilir ama bunlar Tanrı’nın sözleri Tanrı kendi halkına karşı derin bir sevgi besliyor. Tanrı halkıyla öylesine yakın bir ilişkide ki kendisini bize vermek istiyor ve bizden de kendisine bağlanmamızı arzuluyor.Bir ilişkide önemli olan şey sadakattir ve bizim Tanrı’yla olan ilişkimizde böyle olmalıdır. Çünkü Tanrı’nın kendisi sadık bir eş olarak bizi daima gözetiyor, kolluyor ve bakıyor.Peki biz Tanrı’nın gelini olarak Tanrı’ya sadık kalıyor muyuz gerçekten O’na sadık mıyız?

Bizimde Tanrı’nın gelini olarak üzerimize düşen sorumluluklarımız vardır.En başta kendimizi Kuzu’nun yani Tanrı’nın düğününe hazırlamalıyız.Çünkü bizi dört gözle bekleyen bir güvey vardır.Düğünlerde hiç dikkat ettiniz mi gelin nikah günü gelince en güzel durumda görünmek ister Gelinliğinin üzerinde herhangi bir leke yada buruşukluk olsun istemez hatta nikah gününden aylar önce düğün hazırlıklarına başlar Gelinliğini hazırlar, saçlarını yaptırır, makyaj yapar ve mümkün olduğu kadar güzel olmak ister.Bizlerde damadımız olan İsa Mesih’e temelli olarak bağlanacağımız O günün yaklaştığını biliyoruz hepimiz o görkemli güne hazırlanıyoruz Bu yüzden güzelliğimizi arttırmaya gayret etmeliyiz Gelinliğimiz temiz ve kutsal olmalı vahiy bölümüne baktığımızda geline giymesi için keten bir giysi verileceğini görüyoruz bu giysi bizim işlerimizi ve yaptıklarımızı simgeliyor.Peki bizler Tanrı’nın gelini olarak iyi işler yaparak daha da güzelleşiyor muyuz?

İsa Mesih bize gelecek olan düğünle ilgili harika vaatler vermekle kalmıyor bunların güvencesi olan Kutsal Ruh’unu da veriyor. Kutsal Ruh bir nevi nişan yüzüğü gibi yüzük geline kesin olarak bağlanma kararını belirtmek için Güveyin sunduğu elde tutulur bir garantidir. Yüzük vermekle Güvey evlilik bağı içinde tam olarak birleşecekleri güne dek nişanlandığı kıza bağlı kalacağına söz vermektedir. Kutsal Ruh Mesih’in bize verdiği nişan yüzüğüdür İsa Mesih kendisini bize kesin olarak bağlamıştır. Bizde kesin olarak kendimizi ona bağlamalıyız. Bu nişanlılık dönemini mümkün oldukça Rab’le dolu dolu geçirmeliyiz. Henüz böyle bir tecrübe yaşamadım ama etrafımdaki nişanlılara baktığım zaman görüyorum ki onlar birbirleriyle vakit geçirmek, görüşmek ve bir çok şeyi paylaşmak için hep fırsat kolluyorlar. Peki biz kilise olarak Rabbin gelini olarak bu fırsatları kolluyor muyuz? Rab ile sık sık zaman geçiriyor muyuz? Hamdolsun ki ben kilisemizde bunu görüyorum. O yüzden bir çoban olarak çok seviniyorum. Bakıyorum ki kardeşler toplantılara sadık bir şekilde katılıyorlar gerek Perşembe, gerek Cuma, gerek Cumartesi, gerekse Pazar toplantılarında hep buradalar. Bu da yetmiyor bir de ev toplantıları yaparak hafta içi bir araya geliyoruz. Daha geçen gün Erkan kardeşin önderliğini yaptığı ev gurubuna katıldım. Sağ olsun Emel hanım evini açtı. O kadar bereketli bir zaman geçti ki, çok bereket aldım. İşte bu birlikteliklerimiz Rab ile geçirdiğimiz bir nişanlılık dönemi gibidir bu birliktelikler aracılığıyla Rab ile olan ilişkimiz daha da gelişiyor ve kuvvetleniyor o halde daha çok bir araya gelmeliyiz. Pavlus’un İbranilere de söylediği gibi Pavlus diyor ki : İbraniler 10:23-25

Kilise bir güzellik salonu gibidir bir kişi Rabbe geldiğinde Rab kiliseyi de kullanarak o kişiyi öylesine değiştiriyor ve güzelleştiriyor ki! Benim gibi. Ben Rabbe gelmeden önce bu kadar güzel değildim ama Rabbe geldikten sonra Rab kiliseyi de kullanarak beni öylesine değiştirip güzelleştirdi ki, hani bazen diyorum ya kilisenin en yakışıklı erkeğiyim diye işte bunun sırrı bu. Yani Rab, O beni çok değiştirdi ve değiştirmeye de devam ediyor. Tabi ki içsel olarak, içimdeki kötü olan çirkin olan her şeyi benden alıyor ve her geçen gün daha da güzelleştiriyor. Bunu yaparken sizi de çok kullanıyor. O halde daha güzel olmak için daha çok güzellik salonuna gidelim.

Ramazan ARKAN
Antalya İncil Kilisesi Pastörü


Birinci ve de en önemli ders.
Okuldaki ikinci ayımda, hocamız test sorularını dağıttı.
Ben okulun en iyi öğrencilerinden biriydim. Son soruya kadar soluk almadan geldim ve orada çakıldım kaldım.
Son soru şöyleydi:
"Her gün okulu temizleyen hademe kadının ilk adı nedir?.."
Bu herhalde bir çeşit saka olmalıydı. Kadını yerleri silerken hemen her gün görüyordum.
Uzun boylu, siyah saçlı bir kadındı.
50'lerinde falan olmalıydı. Ama adını nerden bilecektim ki!..
Son soruyu yanıtsız bırakıp kağıdı teslim ettim.
Süre biterken bir öğrenci, son sorunun test sonuçlarına dahil olup olmadığını sordu.
"Tabii dahil" dedi, hocamız.. "İş yaşamınız boyunca insanlarla karşılaşacaksınız. Hepsi birbirinden farklı insanlar. Ama hepsi sizin ilginiz ve dikkatinizi hakkeden insanlar bunlar.
Onlara sadece gülümsemeniz ve 'Merhaba' demeniz gerekse bile.."
Bu dersi hayatim boyunca unutmadım. O hademenin adini da..

 
Kutsal Kitap'tan bir ayet :


 
  Copyright 1992 - 2006 AİK