|
Yol, gerçek ve yaşam olan Rabbimiz ve
Kurtarıcımız İsa Mesih’in lütfu ve
esenliği sizlerle olsun..
Ben Rabbe gelmeden önce pek dindar
birisi değildim. Bir yaratanın olduğu
konusunda düşünce sahibiydim ancak
İslamiyet'in düşüncesi bana göre
değildi. O yüzden kendimi bir din
altında görmüyordum. Ama malum ülkemizde
önce aile ve sonra okulun etkisi ile
Müslümanlık adı altında bir düşünce ile
büyütülmüştüm.
Neyse, aslında pek de bir arayışım
yoktu. Kendimce Yaratan'a, kendimde
bulunan Tanrı'ya dualarım vardı ama
dediğim gibi bir doğru arayışı yoktu.
Din adı altında düşüncelere
inanmıyordum.
Yanlış hatırlamıyorsam 1997 yılıydı.
Nereden edindiğimi hatırlamıyorum ama
elime bir İncil geçmişti. Ama o zamanlar
pek okumadım. Karışık olarak 3 - 5 bölüm
okumuşluğum ya vardır ya yoktur. Çoğu
kişinin ilk izleniminde olduğu gibi "ne
bu ya? hikaye kitabı mı?" düşüncesi ile
attım bir kenara…
2004'ü 2005'e bağlayan zaman sürecinde
Koray kardeş ile olan iş ilişkimiz yavaş
yavaş daha da ilerlemeye, dostluk
ilişkisine dönüşmeye başladı. Git gel,
onun Hıristiyan olduğunu öğrendim ve
beni kiliseye davet etti. Merakım var
gibiydi. Kabul ettim. Merak ve heyecan
ile pazar ibadetine gittim. İlginç
olmakla birlikte hoşuma gitmişti ve
enteresan bir duygu ile dolmuştum.
O gün bir de İncil aldım. İlk 15 - 20
gün filan okumadığımı anımsıyorum. Bu
zaman zarfında kiliseye de gitmedim bir
daha. Ama Koray'la görüşmem ve onların
evlerine girip çıkmam, oradaki huzuru ve
anlam veremediğim bir takım duyguları
hissetmem devam ediyordu ve İncil'i
okumasam bile sanki onu yaşamaya
başlamıştım.
Yaklaşık 1 - 1,5 ay sonra tekrar
kiliseye gittim ve o gün karar verdim.
Mümkün mertebe kiliseye gidecektim.
Çünkü oradayken hissettiğim duygular çok
güzeldi ve pazar günlerini iple çekmeye
başlamıştım.
DVD ve VCD filmleri arşivlemeyi ve
izlemeyi severim. Geniş de bir arşivim
de vardır. Bir gün Koray kardeşteyken
ondan 4-5 adet DVD seçtim ve izlemek
için aldım. DVD’leri seçtikten sonra
onun bilgisayar masasının üzerine
koydum. Sonra eve giderken oradan
DVD'leri aldım, poşete koydum eve evimin
yolunu tuttum. Eve gittiğimde seçtiğim
DVD’ler dışında bir tane daha DVD
olduğunu gördüm. Bu film "TUTKU" idi.
İçimden “acaba Koray mı koydu?” diye
düşündüm. Teşvik olur düşüncesi ile bunu
yapmış olabileceğini düşündüm. Ama sonra
kendi kendime “belki de o koymadı,
masanın üzerinde duruyordu ve ben
yanlışlıkla aldım onu” diye düşünmeye
başladım. Bunun için onu arayıp haber
vermek istedim. Bende olduğunu bilsin ki
aramasın diye. Aradım onu, ve öncelikle
sordum : "Kardeş, Tutku'yu sen mi koydun
filmlerin arasında?" o da : "Hayır
birader." dedi. Ben de "Benim
aldıklarımın arasına karışmış, haber
vereyim" dedim. O an düşündüm ki : "Rab
bir şeyler mi göstermeye çalışıyor" ve
Koray'a "Birader, Rab kendisi geldi o
zaman. Bu bir işaret olabilir mi?"
dedim. O da yanlış hatırlamıyorsam; "Rab
çalışıyor" dedi.
Bu Rabden ilk işaretin gelişiydi.
Kiliseye gitmeye devam ediyordum.
Koray'la ve ailesi ile olan ilişkim de
hızla ilerliyordu. Bu zamanlar içimde
güzel duygular vardı ve düşüncelerimde
hep Rab İsa hakim olmaya başlamıştı.
O'nun adıyla dualar ediyordum. Ancak
henüz tam bir imanım yoktu, açıkça
olarak kabul etmemiştim. Ama O'nu
düşünmeye ve dua etmeye başlamıştım.
Bir süre sonra Koray ekstra bir işi için
1 haftalığına İstanbul’a gideceğini
söyledi ve benden o yokken barda onun
yerine çalıp çalamayacağımı sordu. Ben
de kendi iş saatlerimin uygun olmasından
dolayı kabul ettim. Kendi çaldığım yerde
gece 00:30’da program bitiyordu. Oradan
çıkıp Koray’ın çalacağı bara gitmek için
15 dakika zamanım vardı. Bunu da Koray
bildiğinden giderken motosikletini de
bana bırakmıştı.
Sanırım Koray’ın gittiğinin 2 ya da 3.
günü, öğleden sonra alış veriş yapmak
için motorla çıktım. Migros’a gittim ve
ev için alışverişimi yaptım. O gün ev
arkadaşımın bir organizasyonu vardı ve
direkt olarak eve gelmeden bara
gidecekti. (Bu arada ev arkadaşımla aynı
sahneyi paylaşıyoruz.) Ben de alışveriş
dönüşü biraz dinlenip sonra bara doğru
yola çıkmayı düşünüyordum. Yapmış
olduğum alışveriş sonucu yaklaşık olarak
3 - 4 poşet yüküm vardı. Apartmanın
kapısına geldim ve motoru park ettim.
Motoru tanıyanlar bilir (Yamaha BWS100),
oturulan koltuk aynı zamanda bagaj
olarak kullanılır. Ayrıca benzin
deposunun kapağı filan da burada
bulunur. Hem bu bagajda, hem de arkadaki
çanta bagajda poşetler vardı. Önce çanta
bagajdakileri çıkartıp yere koydum.
Koltuk bagajını kontak anahtarı ile
kontaktan açabilirsiniz. Başka türlü
açılması imkânsızdır. Ancak kırmak
gerekir ki bu da oldukça büyük bir
masraf açar. Sonra anahtar ile bagajı
açtım. O sırada anahtarı kontaktan
çıkartmış bulundum ve gayri ihtiyari
koltuk bagajındaki poşetleri almak
amacıyla anahtarı bagajdaki benzin depo
kapağının bulunduğu bölmeye koydum ki
burası hafif de çukurumsu bir bölmedir.
Poşetleri aldıktan sonra dirseğimle
kapağını iterek koltuğun kapanmasını
sağladım. İttiğim anda kapak kapanmaya
başladı ve o an anahtarı orada
unuttuğumun farkına vardım ve kapak
kapanana kadar anahtara bakakaldım.
Ellerim dolu olduğundan ve hareket
kabiliyetim o an sınırlı olduğundan
gerekli müdahaleyi yapamadım ve artık iş
işten geçmiş anahtar orada kalmıştı.
Anahtar ile birlikte bagajın en dibinde
cüzdanım ve cep telefonum da kalmıştı.
Anahtarlıkta motorla birlikte ev
anahtarları da vardı. Ben resmen
dışarıda kalmıştım. Yapabilecek bir
şeyim yoktu. Koltuğu zorladım. Koltuğun
arasından zor da olsa anahtarlığın ucu
gözüküyordu. Ancak alınabilecek durumda
değildi. Parmak ucum ile
dokunabiliyordum ama sıkışmış olduğundan
hiçbir şey yapamıyordum. Motorun yedek
anahtarı Koray’ın babası Mehmet babada
vardı. Ancak ona ulaşmam imkânsızdı. Cep
telefonunu bilmiyordum. Kaldı ki para ve
telefon yoktu. Civarda telefon
açabileceğim yer vardı belki ama utangaç
olduğumdan olsa gerek hem çekindim hem
de istemedim. Ev arkadaşım direkt bara
geçecekti. Diğer ev arkadaşım ise
havaalanında görevliydi. O da geç
gelecekti eve. Öyle kalmıştım. Rab
yüreğime dokundu o an. Ve dua ettim.
“Rabbim, sana ihtiyacım var. Gel ve sen
bu durumumu çözmeme yardımcı ol.” Diye
dua etmeye başladım. Tam olarak neler
söyledim, ne şekilde dua ettiğimi
hatırlamıyorum. Duamı edip Amin dedikten
kısa bir süre sonra bir ses duydum. Bu
anahtarlarla dolu bir anahtarlığın yere
düştüğünde çıkardığı bir sesti ve yere
baktığımda anahtarlığımın yerde olduğunu
gördüm. Rab duamı işitmişti. Hamdolsun.
İmanlı olmadan önceki yaşamımda yani bu
dünyanın egemeninin yönetimi
altındayken, yapmış olduğum yanlış
hareketlerden dolayı büyük bir miktarda
parasal borcum vardı. Bir türlü
ödememiştim. Anımsıyorum da, genelde
ödememek için ilgili kişiden kaçmış, bu
dünyanın egemenine uymayıp ödemek
istediğim zamanlarda da bir şekilde
isteğimden caydırılıp ödemem
engellenmişti ki bu yine bu dünyanın
egemeninin çabalarıyla işlerimin ve
programlarımın aksatılmasıyla olmuştu.
Rabbimin benim üzerinde çalışmalarını
görüyor ve hissediyordum. Ancak bu
borcumdan dolayı vicdanım rahat değildi
ve sanki bu borcum Rabbe gelmemi
engelliyordu. Bu konu için dua etmeye
başladım. Borcum olan şahısla pek
görüşmüyorduk. Çünkü ona olan utancımdan
ne görüşmek istiyor, ne de telefonla da
olsa konuşabiliyordum. Sadece cep
telefonunda mesajlaşıyorduk. Artık öyle
bir hal almıştı ki tehditler alıyordum
kendisinden. Dualarıma devam ediyordum
ve Rab yüreğime koymuştu, gidip ne
olursa olsun kendisiyle görüşecektim.
Apar topar bir şekilde çıktım yola.
İstanbul’daydım. İlk birkaç gün yanına
gitmedim. Galata Kulesi’nin orada bir
arkadaşta kalıyordum ve İstiklal
Caddesine yakındım. Sabah erkenden
kalkıp S.Antuan Kilise’sine gidip dua
ediyordum. Bu zamanlar çok bereketliydi.
Sabah olsun, akşam eve gitmeden olsun,
kiliseye gidip dakikalarca, saatlerce
dua edip, Rabbin sözlerini okuyordum.
Perşembe günü gelip çatmıştı. Yine
kilisede duamı ettikten sonra buluşmak
için yola çıktım. Taksim Meydanı’na
doğru yürüyordum. Buluşma yerine, borcum
olan kişinin şirketine gelmiştim.
Kendisi ile en sonunda görüşmüştük.
Sanki aramızda hiçbir şey yokmuş gibi
karşıladı beni. O mesajlarda tehdit
sallayan kişi sanki o değildi. Ben
anlattım durumu kendisine, neden böyle
olduğunu, vs. O sadece dinledi. Ödeme
yapmak için gerekli planı da benim
yapmamı söyledi. O an Rabbimin de
yardımıyla hızlıca bir şekilde düşünerek
uygun bir ödeme planı yaptım ve
kendisine ilettim. O da kabul etti.
Şaşırmıştım. Evet, Rabbime ettiğim
dualar kabul olmuştu. Aldığım
tehditlerle çekinerek gitmiştim ama
Rabbim kendisine güvenmem gerektiğini,
kaygılanmanın gereksiz olduğunu bana
açıklamıştı.
Borcum olan şahısla el sıkışıp oradan
uzaklaştım ve hemen kiliseye geri
döndüm. Babama teşekkür ve şükür
dualarımı sundum.
Tam günü hatırlayamıyorum. Ya aynı gün
ya da ertesi gündü. Kilisede dua etmiş
ve çıkmış İstiklal Caddesinde
yürüyordum. O zamanki kız arkadaşımla
telefon görüşmesi yapıyordum. Konuşma
esnasında konu neydi hatırlayamıyorum
ancak bir yalan söylemem gerekti.
Kafamdan geçirmiştim ne söylemem
gerektiğini ve söylemek için ağzımı
açtım ama alakasız bir şey çıktı
ağzımdan. Ne olduğunu anlamadım.
Zorladım aynı şeyi söylemek için. Söyler
gibi de oldum. Ama hemen lafı çevirdim
ve telefonu kapattım. Anlamıştım, Rab
bana bir şeyler söylüyordu. Evet,
hamdolsun beni seçmişti ve günah
işlememi engellemek istiyordu. O an
anladım ki artık beni iyi işlerinde
kullanmak istiyordu Rabbim. Kiliseye de
yakındım. Hemen kiliseye döndüm ve
Rabbim ve Kurtarıcım olarak Mesih İsa’yı
kabul ederek dua ettim.
Takip eden Pazar günü Antalya’ya
dönmüştüm ve kilisemde imanlı olarak ilk
ibadetimi gerçekleştiriyordum. O gün
tövbe duamı da ederek Rabbin
Sofrası’ndan paylaştım.
Hamdolsun ki artık ben de Rabbin bir
çocuğuydum.
Borçlarımı ödeyebilmek için Rabbime dua
ettim ve ediyorum da. Şükürler olsun
Baba’mın sağladığı kazanç kapısıyla
yavaş yavaş borçlarımı ödemeye devam
ediyorum.
Rabbin lütfu ve bereketi sizinle olsun.
Süha DURAN |