|
[2.Tarihler 7:14-15]
Giriş:
Her gün gerek etrafımıza baktığımızda gerekse
dünyada olup bitenlere baktığımızda bu çağın ilahı
olan şeytanın insanların gözlerini nasıl kör
ettiğini görmemek için bizimde kör olmamız gerekli.
İnsanlar Tanrı’dan bir haber, ruhsal karanlık
içerisinde boş amaçlar içinde yaşayıp duruyorlar
tabiî ki buna yaşamak denirse. İnsanlar ağır bir
uyku içerisinde bir rüya alemi içerisinde
yaşıyorlar.
Benim uykum çok ağırdır, beni uyandırmak o kadar
kolay değildir. Uyuduktan sonra hiçbir ses beni
kolay kolay rahatsız edip uyandıramaz. Sık sık rüya
gören bir insanda değilim ama ara sıra bazı rüyalar
görüyorum. Birçoğu saçma sapan rüyalar gerçek
hayattan tamamen uzak şeyler. Ama uyku halindeyken
sanki bunlar gerçekmiş gibi geliyor. Hatta derin bir
şekilde uyursam, rüyada yaşadığım şeyleri
sayıkladığım bile olmuştur. Annem bana uyandığım
zaman neler sayıkladığımı anlatır dururdu. Bazen
rüyalarımda kötü şeyler görürdüm bazen bir uçurumdan
düştüğümü görürdüm ama gerçek hayata uyandığım zaman
bütün bu gördüklerimin tamamen bir yalan olduğunu
anlardım.
Tıpkı bunun gibi günümüzde de birçok insan rüyada
yaşıyor. Bazıları kabus gibi, bazıları ise çok tatlı
bir rüya alemi içerisinde yaşıyorlar. Ve birçoğu bu
uykudan uyanmak istemiyorlar çünkü gördükleri şeyler
onlara zevk veriyor, onlara eğlenceli geliyor,
onları büyülüyor. Çünkü Kutsal Kitap "bu çağın
ilahı olan iblisin gerçeği anlamamaları için onların
gözlerini kör ettiğini söylüyor." Bu insanlar
uykudalar gerçek hayatta değil, bu rüya hiçbir zaman
bitmeyecekmiş gibi uyumaya devam ediyorlar. Bu rüya
dünyadır. Uykuda olanlar ise gerçeği bilmeyen bu
dünya hiç yok olmayacakmış gibi ruhta değil, dünyada
yaşayan insanlardır. Her biri kendi arzu ve
tutkularına göre yaşamaktalar, kendi yollarını
çizerek bu yolda yürümekteler ve gerçekle yani
Tanrı’yla hiçbir ilişkileri yok. "Yol, gerçek ve
yaşam Benim." diyen İsa’nın sesini duymuyorlar.
Derin bir uyku içerisindeler uyuyan bu kişiler
sadece Hıristiyan olmayan kişiler değil, aynı
zamanda Hıristiyan olduğunu zanneden bazı kişilerde
uykuya dalıp, dünyada yani hayal aleminde yaşayarak
Hıristiyanlık rüyası görmekteler. Bazı Hıristiyan'ım
diyen kişiler o kadar liberalleşmişler ki
yaşadıkları Hıristiyanlık gerçekten uzak bu çağa
göre şekillendirilmiş ve Tanrı’nın sözünden birçok
tolerans verilerek yaşadıkları bir Hıristiyanlık
haline gelmiştir.
O zaman ne olacak bizler ne yapmalıyız? Bütün bu
karanlığın dağılması insanların gerçeğe dönmesi için
ne gerekli? Gerekli olan tek şey uyanış kardeşler,
ruhsal bir uyanış? İyide ne zaman ve nasıl olacak bu
uyanış diye sorabilirsiniz? Ama ilk önce size
şunları sormak istiyorum bunların olmasını gerçekten
istiyor muyuz? Hepimiz ailelerimizin iman etmesini
istiyoruz değil mi? Hepimiz komşularımızın ve
akrabalarımızın iman etmesini istiyoruz öyle değil
mi? Hepimiz yaşadığımız bu Ülkenin uyanmasını
istiyoruz değil mi? Hepimiz bu dünyanın uyanmasını
istiyoruz öyle değil mi? Ailemizde, çevremizde ve
Ülkemizde ruhsal bir uyanışın olmasını istiyorsak
ilk olarak biz uyanmalıyız. İnsanların akın akın
Rabbe gelmelerini istiyorsak biz ilk önce Rabbe
gelmeliyiz. Uyanış ilk önce kişisel olarak bizim
hayatlarımızda gerçekleşmelidir. Ülkemizi düzeltmek
istiyorsak, dünyayı düzeltmek istiyorsak ilk önce
biz düzelmeliyiz. Westminster manastırının
bodrumunda bir Anglikan piskoposunun mezarında
şunlar yazmaktadır. "Genç ve hür iken, düşlerim
sonsuz iken, dünyayı değiştirmek istedim. Yaşlanıp
akıllanınca, dünyanın değişmeyeceğini anladım. Bende
düşlerimi biraz kısıtlayarak sadece memleketimi
değiştirmeye karar verdim. Ama oda değişeceğe
benzemiyordu. İyice yaşlandığımda artık son bir
gayretle sadece ailemi ve kendime en yakın olanları
değiştirmeyi denedim ama maalesef bunu da
beceremedim. Ve şimdi ölüm döşeğinde yatarken birden
fark ettim ki, önce yalnız kendimi değiştirseydim.
Onlara örnek olarak ailemi de değiştirebilirdim.
Onlardan alacağım cesaret, ilham ve onlarında
dualarıyla memleketimin de değişmesini
sağlayabilirdim." Bu keşişinde fark ettiği gibi
dünyanın değişmesi için ilk önce bizim değişmemiz,
ülkemizin düzelmesi için ilk önce bizim düzelmemiz
gereklidir.
Biz düzelmedikçe biz değişmedikçe dünyada
düzelmeyecek, ülkemizde değişmeyecektir. Biz
uyudukça diğer insanlarda uyuyacaktır. Bu yüzden
uyanış olmasını istiyorsak ilk önce biz uyanmalıyız.
Bu konuda okuduğum bir hikâye beni çok etkilemişti
hikâyede Baba oğluna söz veriyor. Hafta sonu onu
sinemaya götüreceğine dair, o gün geldiğinde
dışarıya çıkmak istemediği için bir bahane uydurması
gerekiyordu. Sonra gazetenin promosyon olarak
dağıttığı dünya haritası gözüne ilişiyor. Önce Dünya
haritasını küçük parçalara ayırıyor ve sonra oğluna
dönerek, "eğer bu haritayı düzeltebilirsen seni
sinemaya götüreceğim" diyor. "Oh be kurtuldum. En
iyi coğrafya profesörünü bile getirsen bu haritayı
akşama kadar düzeltemez" diye düşünürken, aradan on
dakika geçtikten sonra oğlu babasının yanına koşarak
geliyor ve "baba haritayı düzelttim artık sinemaya
gidebiliriz" diyor. Adam önce oğluna inanmıyor ve
haritayı görmek istiyor. Gördüğünde hayretler içinde
kalarak oğluna bunu nasıl yaptığını soruyor. Çocuk:
Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan posteri
vardı. İnsanı düzelttiğim zaman dünyada
kendiliğinden düzeldi diye cevap veriyor.
Bu hikâyede de olduğu gibi dünyanın değişmesi için
ilk önce bizim değişmemiz, ülkemizin düzelmesi için
ilk önce bizim düzelmemiz gereklidir. Biz
düzelmedikçe biz değişmedikçe dünyada düzelmeyecek,
ülkemizde değişmeyecektir. Biz uyudukça diğer
insanlarda uyuyacaktır. Bu yüzden ruhsal bir uyanış
olmasını istiyorsak ilk önce biz uyanmalıyız. Kutsal
Kitap’ında bize öğrettiği budur. Tanrı’nın isteği
insanların uyanmasıdır. Tanrı’nın isteği ülkemizi
değiştirmek ve ruhsal bir uyanış yaratmaktır. Ama
bunun için ilk olarak Tanrı bizim uyanmamızı
beklemektedir. Biraz sonra okuyacağım ayetlerde
Tanrı’nın uyanış gerçekleştirip ülkemize sağlık
getirmek için verdiği bir vaadi ve aynı zamanda bu
vaadin gerçekleşmesi içinde O’nun adıyla çağrılan
halkı olarak bizim üzerimize düşen sorumlulukları
göreceğiz. Lütfen okuyacağım ayetleri iyi dinleyin
bakın 2.Tarihler 7:14-16 ne diyor? Tanrı
vaatlerine sadık ve verdiği sözü tutan bir Tanrı’dır
değil mi? Evet o zaman neden çevremizde, neden
şehrimizde ve neden ülkemizde bu vaadin tam olarak
gerçekleştiğini göremiyoruz. Sorun kimde Tanrı’da mı
yoksa bizde mi? Tabiî ki bizde çünkü Tanrı bu
vaadini gerçekleştirmek için ilk olarak adıyla
çağrılan, O’na inanan kişiler olarak bizim
sorumluluklarımızı yerine getirmemizi bekliyor.
Neden bizim sorumluluklarımızı yerine getirmemizi
bekliyor? Çünkü biz sorumluluklarımızı yerine
getirmeden Tanrı uyanış yaparsa o zaman bizim
değişmeyeceğimizi biliyor ve sorumsuz imanlılar
olacağımızı biliyor. Ve Tanrı bizim böyle olmamızı
istemediği içinde bekliyor.
Aynısını bizler evlerde çocuklarımıza uyguluyoruz
değil mi? Çocuklarınız sizden bazen bir şeyler
istedikleri zaman onlardan sorumluluklarını yerine
getirmelerini istiyorsunuz değil mi? Örneğin
çocuğunuz bisiklet istiyor o zaman siz eğer
ödevlerini yapar sınıfını geçersen sana bisiklet
alırım. Yada ondan odasını düzeltmesini, sofrayı
kurmakta ve kaldırmakta yardımcı olmasını, evi
temizlemekte yardımcı olmasını, yada kardeşleriyle
iyi geçinmesi gerektiğini yoksa istediği her şeyi
vermeyeceğinizi söylüyorsunuz değil mi? Neden çünkü
O’nu seviyorsunuz ve çocuğunuzun sorumluluk sahibi,
terbiyeli biri olmasını istiyorsunuz. Eğer o
sorumluluklarını yerine getirmeden siz O’na
istediklerini verirseniz çocuğunuz böyle düşünür.
Yapmama gerek yok yapsam da yapmasam da nasıl olsa
onlar istediklerimi yapacaklar. Hiç birimiz kendi
çocuğumuzun böyle bir karaktere sahip olmasını
istemeyiz değil mi? Onların sorumluluk sahibi,
terbiyeli ve başarılı olmalarını isteriz.
Aynı şekilde Tanrı’da çocukları olarak bizim için
aynısını istiyor. Sorumluluklarımızı yerine getirip
O’nun egemenliği için O’nunla birlikte çalışmamızı
istiyor. Bizsiz yapamayacağı için değil, yapmak
istemediği için çünkü O’nun bize değil bizim O’na
ihtiyacımız var. Biz olmadan da Tanrı bu ülkeye bir
uyanış getirebilir, insanları akın akın kendine
çekebilir ama Tanrı’nın isteği bizimle ortak
çalışmaktır. Tanrı’nın kendisi kutsal bir Tanrı
olduğu için, Tanrı’nın kendisi alçakgönüllü bir
Tanrı olduğu için, Tanrı’nın kendisi ilişki
içerisinde olmayı seven bir Tanrı olduğu için
O’nunla birlikte çalışabilmemiz içinde bizden aynı
şeyleri beklemektedir. Bu yüzden bu ayette O’nun
işinde ortak olmamız için bizden bu şeyleri yani
O’nun iş antlaşmasındaki şeyleri yerine getirmemizi
söylüyor. Nedir bunlar tekrar okuyalım ayetleri
2.Tarihler 7:14-16 Alçakgönüllülük, Tanrı’ya
yönelip dua etmek ve günahlarımızdan dönmek yani
tövbe. Bunlar olmadıkça Tanrı sizi kullanmayacak ve
sizinde O’nun yapacağı uyanışta hiçbir payınız
olmayacaktır.
Hepimiz Tanrı’nın bu ülkede gerçekten bir uyanış
başlatacağına iman ediyor muyuz? Hepimiz Tanrı’nın
bu ülkede ve çevremizde yaratacağı uyanışın bir
parçası olmak istiyoruz öyle değil mi? Hepimiz 2006
yılında Tanrı ile daha sağlıklı bir şekilde yürümek
istiyoruz değil mi? Hepimiz ruhsal olarak içinde
bulunduğumuz durumlardan uyanmak istiyoruz değil mi?
Hepimiz çevremizdeki insanları Rabbe kazanmak
istiyoruz öyle değil mi? O zaman Tanrı’nın bu
ayetlerde bizden istediği şeyleri sorumluluklarımızı
yerine getirelim. Bu ayetler biraz önce evet diyerek
cevapladığınız sorularımın nasıl olacağını gösteren
temel şeylerdir. Tanrı’nın yapacağı uyanışın
temelleridir. Bu hafta ve gelecek hafta bu konularda
sizinle paylaşmak istiyorum. Çünkü ben şuna
inanıyorum ki ilk olarak benim, daha sonra kişisel
olarak hepinizin ve bütün kiliselerin bu temelleri
kurmamız gerekli ki Rab bu temel üzerinde Uyanışını
gerçekleştirsin.
Sizler ve ben bu ülkenin uyanmasında ve Rab’de bina
olmasında temel olacağız. Bu uyanışın bir parçası
olacağız S.Meselleri 10:5’te şöyle diyor.
"Aklı başında evlat ürünü yazın toplar. Hasatta
uyuyansa ailesinin yüzkarasıdır." Hiçbirimiz
Tanrı’nın ailesinin yüzkarası olmayacak ve hepimiz
Tanrı’nın akıllı çocukları olarak uyanış için
Tanrı’nın hasatı için çalışacağız değil mi? Kimse
hasat zamanında uyumak istemez, bu yüzden bakın
Pavlus Efesliler 5:14-17'de şöyle bir çağrı
yapıyor uyuyan imanlılara. "Uyan, ey uyuyan!
Ölümden diril! Mesih sana ışık saçacak. Öyleyse
kardeşler nasıl yaşadığınıza çok dikkat edin.
Bilgelikten yoksun olanlar gibi değil, bilgeler gibi
yaşayın. Fırsatı değerlendirin. Çünkü yaşadığımız
günler kötüdür. Bunun için akılsız olmayın. Rabbin
isteğinin ne olduğunu anlayın." O zaman bakalım
şimdi Rabbin bizden uyanış için istekleri nelermiş?
Biraz önce saydık bunları ama bunlara sizinle
birlikte daha derin bir şekilde bakmak istiyorum ki,
hepimiz uyanışın temellerini iyi anlayabilelim.
Uyanış için ilk olarak Tanrı’nın bizden beklediği
1- Karakterimizin gelişmesi: Ayette Tanrı
"Adımla çağrılan halkım alçakgönüllülüğünü
takınırsa" diyor. Bu durum karakterimizle ilgili
bir durumdur. Karakteri gelişmiş olan bir kişi ancak
alçakgönüllülüğü takınabilir. Buda Mesih’in
karakterinin bizde olmasıyla olabilecek durumdur.
Eğer alçakgönüllü olamıyorsak, hayatımızda gurur
varsa o zaman henüz Mesih’in karakteri bizde tam
olarak oluşmamış demektir. Tanrı’nın gözünde bizim
karakterimiz çok önemlidir.
1982 yılı Gazi Üniversitesi Basın Yayın Yüksek
Okulu'nda 2. sınıf öğrencileri Türkiye Ekonomisi
dersinin hocasını bekliyor. Sınıf, öğrencilerin
gürültü patırtısıyla sallanırken sert görünümlü hoca
kapıda beliriyor. İçeriye kızgın bir bakış atıp
kürsüye geçiyor.
Eline tebeşiri alarak tahtaya kocaman bir (1) rakamı
çiziyor. "Bakın" diyor. "Bu, karakterdir; hayatta
sahip olabileceğiniz en değerli şey." Sonra (1)'in
yanına bir (0) koyuyor: "Bu, başarıdır. Başarılı bir
karakter (1)'i (10) yapar". Bir (0) daha "Bu,
tecrübedir. (10) iken (100) olursunuz" Sıfırlar
böyle uzayıp gidiyor: Yetenek... disiplin...
bilgelik Eklenen her yeni (0)'ın kişiliği 10 kat
zenginleştirdiğini anlatıyor hoca... Sonra eline
silgiyi alıp en baştaki (1)'i siliyor. Geriye bir
sürü sıfır kalıyor. Ve Hoca yorumu patlatıyor:
"Karakteriniz yoksa, öbürleri hiçtir". Sınıf, mesajı
alıp sessizliğe gömülüyor..
Aynı şekilde Tanrı’nın gözünde de bizim karakterimiz
çok önemlidir. Her şeyden önce Tanrı bizim
karakterimize bakar ne kadar çok hizmet ettiğimize
değil, kaç kişiye müjdeyi duyurduğumuza değil yâda
ne kadar dindar olup Kutsal Kitap okuyarak dua
ettiğimize değil. İlk olarak Tanrı, İsa Mesih’e iman
ettikten sonra bizim karakterimize bakar ve her
birimizde, bize örnek olmak için gönderdiği Oğlu İsa
Mesih’in karakterini görmek ister. Bunu gördükten
sonra Tanrı’nın gözü önünde diğer yaptıklarımız yani
hizmetimiz, ibadetlerimiz ve duyurduğumuz müjde bir
anlam kazanır ve O’nu hoşnut eden bir koku olarak
O’nun huzuruna yükselir. Bizim hayatımızda Tanrı
Mesih’in karakterini görmek istiyor alçakgönüllü bir
şekilde.
Çünkü Tanrı uyanış yaratacağı yere veya kişilere
Mesih’in karakterini göstermek için bizleri örnek
olarak kullanmak istiyor. Çünkü Tanrı bunu biliyor
bizim karakterlerimiz onların uyanmasına sebep
olacak. İnsanlar İsa Mesih yeryüzündeyken O’ndaki
farkı gördükleri için O’na geldiler. O’nun diğer din
bilginleri ve dönemin Ferisileri gibi olmadığını,
onlardan çok üstün olduğunu gördüler. Yaşamlarının
her alanında İsa onlar için kusursuz bir örnek
olduğu için O’na geldiler. Ve o zaman onlar ruhsal
karanlık içerisinde olduklarını fark ettiler, çünkü
karşılarında parlayan bir ışık duruyordu. İnsanlar
O’nun sözlerinde yaşam olduğunu gördüler, insanlar
O’nun kurduğu ilişkilerde ne kadar alçakgönüllü
olduğunu gördüler, insanlar O’nun ne kadar nazik
olduğunu gördüler, insanlar O’nun ne kadar sevgi
dolu ve merhametli olduğunu gördüler. İsa’nın
karakteri onlara tamamen Baba Tanrı’nın karakterini
gösteren bir aynaydı.
Aynısını şimdi Tanrı bizimle yapmak istiyor. Uyanış
yaratmak için insanlara kendi karakterini göstermek
için bizi bir ışık olarak kullanmak istiyor. Bakın
Matta 5:16 da İsa ne diyor. "Sizin
ışığınız insanların önünde öyle parlasın ki, iyi
işlerinizi görerek göklerdeki Babanızı
yüceltsinler." Aynı zamanda Yuhanna 13:35’te
İsa "Birbirinize sevginiz olursa, herkes bununla
benim öğrencilerim olduğunuzu anlayacaktır."
dedi. Tanrı tıpkı 2000 yıl önce İsa Mesih’te
sergilediği merhameti, sevgiyi, alçakgönüllülüğü,
şefkati ve bunun gibi karakterinde olan her
güzelliği şimdi senin aracılığınla sergilemek
istiyor. İnsanlar senin karakterinde bu güzellikleri
gördükleri zaman dünyada yani bir rüyada
yaşadıklarını anlayacaklar ve gerçek hayata
uyanacaklardır. İnsanları uyandırmanın yolu onlara
Mesih’in verdiği hayatın farklı olduğunu, güzel
olduğunu onda yaşam olduğunu göstermektir. İnsanlar
sende bu farkı görmüyorlarsa sen onlara istediğin
kadar anlat, onlara istediğin kadar kutsal Kitap
ayetlerini göster işe yaramayacaktır. İnsanları
uyandıracak olan şeyler güzel sözler değil, bu güzel
sözlerin senin hayatında yaşayan sözler olmasıdır.
Küçük bir kız babası ile ormanda yürüyüş yaparken,
ayağı takılıp yere düşüyor. Can acısıyla "Ahhh" diye
bağırınca ilerideki dağın tepesinden "Ahhh" diye bir
ses duyuyor ve küçük kız, dağın tepesinde başka
birinin olduğunu sanıp bu kez de "sen kimsin?" diye
bağırıyor. Aldığı yanıt "sen kimsin" oluyor. Küçük
kız bu yanıta iyice sinirlenip "sen bir korkaksın,
neden saklanıyorsun?" diye haykırıyor. Dağdan gelen
ses "sen bir korkaksın..." diye cevap veriyor.
Sonunda babasına soruyor "baba ne oluyor böyle?"
"dinle ve öğren" diyor adam, bu kez kendisi dağa
doğru "sana hayranım" diye bağırıyor. Gelen cevap
"sana hayranım" oluyor. Baba tekrar bağırıyor, "sen
muhteşemsin" gelen cevap "sen muhteşemsin. Küçük kız
çok şaşırıyor ama halen ne olduğunu anlayamıyor.
Adam, küçük kızına hayatın sırrını anlatmaya
başlıyor. “Buna yankı denir. ama aslında bu
yaşamdır. Yaşam daima sana, senin verdiklerini geri
verir. Yaşam yaptığımız davranışların aynasıdır.
Daha fazla sevgi istediğin zaman daha çok
sevmelisin. Daha fazla şefkat istediğinde, daha
şefkatli olmalısın. Saygı istiyorsan insanlara daha
çok saygı duymalısın. İnsanların sabırlı olmasını
istiyorsan sen de daha sabırlı olmayı öğrenmelisin.
Çünkü yaşam bir tesadüf değil, yaptıklarımızın
aynadan bir yansımasıdır. Hayat sana ancak, senin
ona verdiklerini geri verir, bunu unutma!”
Şimdi her birimiz kendimize şu soruyu sormalıyız
Mesih inanlısı olarak bizim yaptıklarımız ışığımız
bu dünyada nasıl bir yankı yapıyor? Bunu soralım
kendimize eğer bu ülkede uyanışın bir parçası olmak
istiyorsak. Senin kişiliğin, karakterin nasılsa
yankısı da öyle olacaktır. Tanrı bir tek kişide yani
İsa’da karakterini sergileyerek binlerce kişiyi
uyandırdı. O binlerce kişi aracılığıyla milyonlarca
kişiyi uyandırdı. Aynı şekilde şimdi seninde
karakterinde, hayatında kendi karakterlerini
sergileyerek başka kişileri uyandırmak istiyor.
Sizler bu uyanış için seçilen kişilersiniz 1.Petrus
2:9 bunu söylüyor. "Ama siz seçilmiş bir soy,
Kralın kahinleri, kutsal ulus, Tanrı’nın öz
halkısınız. Sizi karanlıktan şaşılası ışığına
çağıran Tanrı’nın erdemlerini duyurmak için
seçildiniz."
Ramazan ARKAN
Antalya İncil Kilisesi Pastörü |